Devlet Kademelerinde Kürtler: Ayrımcılık Ayrılıkçılığı Körükler

Dr. Nurettin AYDIN Eserleri

Kürt Sorunu Türk Halkı İkna Olmadan Çözülmez

Bu araştırmayı yaptıktan sonra, karşıma çıkan tabloyu görünce, bu verileri yayınlayıp yayınlamama konusunda çok düşündüm. Doğrusu korktum. Başıma geleceklerden korktum. Eşimle defalarca değerlendirdim, yakın arkadaşlarıma danıştım, bundan dolayı soruşturmaya uğrayabileceğimi, suçlanabileceğimi, işimden olabileceğimi, içeri atılabileceğimi, bu riskin yüksekliğini konuştuk.

Evet, bu risk vardı. Fakat ortada ciddi bir sorun da vardı. Yıllardır süregelen, çokça ölümlere, yerinden edilmelere konu olan, Türkiye’nin bir kesiminin “bölünme, beka” gibi korkular ile ifade ettiği, diğer kesiminin de “devletten dışlanma, asimile edilme” şikayeti ile ifade ettiği bir sorun. Ne çok hayat heba olmuş bu sorundan dolayı, ne çok bedel verilmiş…! Böyle bir durumda karşı karşıya kalabileceğim riski düşünmem doğru olur muydu?

Mevcut durumda herkes kendi mahallesine anlatıyor, herkes kendi cenahını konsolide etmeye çalışıyor görüntüsü var. Yani bir cenahta Türk’ün Türk’e propagandası, diğer cenahta Kürt’ün Kürt’e propagandası yapılıyor. Kimse karşı tarafı dinlemiyor. Böyle bir ortamdan uzlaşma çıkar mı? Elbette hayır! Böyle bir ortamda sadece çatışma ateşine benzin dökülmüş olur. Kim kazanıyor? Bu işten Türk de kazanmıyor, Kürt de kazanmıyor! Bundan nemalanan bazı kesimler olabilir, ancak bu kesimler için onca bedel vermeye devam mı edeceğiz?

Türkiye’de Kürt Sorununu çözmenin yolu Türk halkını ikna etmekten geçiyor. O zaman hem kullanılan dil, hem yöntem, hem de seçilen araçlar, öncelikle Türk halkını rahatsız etmemeli.  Aksi halde sosyal psikolojide bilindiği gibi, kişiler karşı pozisyon alır ve koruma kalkanlarını devre sokarlar. Bu durumda çok haklı olduğunuz halde bile derdinizi anlatamazsınız. Bu nedenle bu kitapta ben dili yerine sen dili tercih edilerek, empati kanallarının açılması amaçlandı.

Verilerin kaynağı ile ilgili de şüphe olmamalı. Bunun için sadece Resmi veriler kullanıldı ve kaynaklar açıkça belirtildi. Ancak mahremiyet ve kişilerin güvenliği de çok önemlidir. Sözü edilen makamlardaki üst düzey yöneticilerin kişisel bilgileri, isimleri gibi bilgiler kitabın içeriğine yansıtılmadı. Bunun yerine sadece doğum ili bilgileri, istatistikî sayılar ve oranlar kullanıldı.

Kardeşçe, karşılıklı saygı ve sevgi içinde gidilecek bir yol ve varılacak bir gelecek olduğuna inanıyorum. Bu küçük çalışmanın da bu amaca hizmet etmesi en büyük dileğimdir.


YAZAR HAKKINDA

GENEL MÜDÜR OLMAYI HAYAL EDİYORDU…

Yazar 2002 yılında memleketi Hakkari’de Türk Telekom’da Pazarlama Müdürü olarak görev yapmakta iken, kadrosunu alıp burada devam etmek yerine, Yüksek Lisans yapmak için Müdürlük görevini bırakır ve Ankara’ya yerleşir. Yüksek Lisans ile birlikte yabancı dil öğrenir, eş zamanlı olarak açık öğretimde ve örgün öğretimde birkaç okul daha okur. Derken Türk Telekom özelleştirildiği için kendisi de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına tayin edilir.

NASIL MÜHENDİS KADROSU ALINMAZIN ÖZEL FORMÜLÜ

Halihazırda Kamu Yönetimi Doktorası, MBA, Endüstri Mühendisliği, İktisat, Sosyoloji, Uluslararası İlişkiler, Halkla İlişkiler, Elektrik teknikerliği olmak üzere 8 diplomalı bir memurdur.

Halen Tekniker kadrosunda çalıştığı ve 30 yılını doldurduğu için, uzun süredir mücadelesi, Mühendis kadrosu alıp en azından emeklilikte 3600 ek göstergeyle biraz daha az mağdur olmaktır.

Kamuda bir teamül vardır, mühendis kadrosu bulunan kurumlar, bir çalışanları mühendislik diplomasını kuruma verdiğinde, şayet görev alanıyla çok ilgisiz bir alanda değil ise, yıl içinde unvan yükselme veya unvan değişikliği sınavı yapılarak kendisine Mühendis kadrosu verilir. Yazar %100 İngilizce eğitim veren ve uluslar arası akreditasyonu (MÜDEK) olan bir bölümden Endüstri Mühendisliği diplomasını kuruma vermiştir. Çalıştığı kurum dâhil olmak üzere bakanlıktaki her kurumda Endüstri Mühendisi olarak çalıştırılan personeller vardır.

Yönetmenlik gereği, doktora derecesine sahip olan memurlar, öğrenimle ihdas edilen kadrolara sınavsız atanabilirler. Yani yazar sınavsız olarak Mühendis kadrosuna atanabilir. Fakat atanmıyor. Başka mühendisler için sınavla kadro açılıyor, kendisine sınavla da kadro açılmıyor. Dilekçeyle bu durumu sorduğunda “bizim hâlihazırda yeterince Endüstri Mühendisimiz var, ilave Endüstri Mühendisi ihtiyacımız yok” cevabı veriliyor. Fakat aynı dönemler içinde bakanlığın başka birimlerinde kurum içinden de, kurum dışından da Endüstri Mühendisi alınmaktadır. Yani Bakanlığın Endüstri Mühendisine ihtiyacı vardır, sadece ilgili kişiye kadro vermek istememektedir.

BU ÜLKEDE YENİLENEBİLİR ENERJİ ALANINDA PATENTLERİ OLAN KAÇ KİŞİ VARDIR ACABA?

Yazar yenilenebilir enerji alanında birkaç PATENT belgesine sahiptir. Yani dünyada, enerji üretiminin yeni bir yolunu bulmuş, tıpkı Tesla, Edison ve diğerleri gibi bunu ispatlamış, patent belgesini de almış ayrıcalıklı bir uzmandır.

Bilindiği üzere dünyadaki zenginliğin önemli kısmı teknoloji üretimlerinden, yani KNOW-HOW bilgisinden gelir. Yani bir telefonun (mesela Aple, Samsung) patenti sizin ise, bir yazılımın (mesela Microsoft) patenti sizin ise, bir aracın (mesela Toyota, Mercedes) patenti sizin ise, o zaman bu işin zenginliği de sizin oluyor. Dünyadaki zengin ve güçlü ülkelerin gücü petrolden değil (ABD, Çin, Japonya, Almanya…) teknolojik üretimlerden, yani patentlerden geliyor.

Yazar Enerji Bakanlığında çalışıyor, Yenilenebilir Enerji alanında birkaç patent belgesinin sahibidir. Yazar patentli buluşlarını hayata geçirmek için yıllardır Bakanlığının yetkililerinden randevu ister ancak bir türlü ulaşamaz. Bakanlıkta Yenilenebilir Enerji ile ilgili bir birime geçip orada çalışmak ister, talebi karşılanmaz. Bunun yerine yer bilimleri ile ilgili önce MİGEM’e tayin edilir ve uzun süre kendisine masa dahi verilmez. Ardından MİGEM, MAPEG olarak yeniden yapılandırılıp buraya Kariyer Uzmanı kadrosu tahsis edilir, mevcut çalışanların da bir kısmının sınavla Kariyer Uzmanı olacağı yönetmenlikle kararlaştırılır. Yönetmenlik hazırlanıp yayınlanmadan hemen öncesinde Yazar, personel ihtiyacı gerekçesi ile MTA’ya tayin edilir. Yani yine yer bilimleri ile ilgili bir kurum. MTA’da kendisinin Kamu Yönetimi Doktorası dâhil hiçbir eğitimini dikkate almaz, bir şubenin bürosuna görevlendirir, kısa süre içinde bir dilekçesini bahane ederek yüksek bir disiplin cezası verir, bilgisayarına giriş yetkisini engeller ve emekli olmaya zorlar.

Bu satırları yazarken, 18 yıl önce nice hayaller ile geldiği bölgeye, hayal kırıklıklarını heybesine doldurarak dönmek için tayin dilekçesi vermiştir ve sonucunu beklemektedir.

8 diplomalı, doktoralı, yabancı dil bildiğini belgeleyebilen, patent belgeleri olan, onlarca sosyal projeyi hayat geçirmiş, ondan fazla kitabı yüzlerce makalesi olan bir Hakkarili Kürt, şimdi geri gidiyor.

Genel Müdür Olmayı hayal ediyordu. Şayet liyakati yeterli olursa, eninde sonunda hedefine ulaşacaktı. Şimdi 30 yıl önce işe başladığı noktaya ve 30 yıl önce başladığı pozisyonda geri dönmek için bile torpil arıyor. Elbette bu kitabın konusu yazarın yaşadıkları değildir, ancak yazarın çalışma hayatı da bu kitapta kamuoyuna gösterilmeye çalışılan ayrımcılığın tipik bir örneği olduğu için burada değinilmiştir. 8 diploma yetmez, doktora yetmez, yabancı dil yetmez, patentlerin, yayınların yetmez, sen Kürtsün! Suçun olsa zaten hapsederdim, suçun yok fakat sen Kürtsün!

Copyright © 2015-2018 All Rights Reserved.